top of page

ÜZÜM BUĞUSU-GİRİŞ

  • Yazarın fotoğrafı: Dilan Durmaz
    Dilan Durmaz
  • 21 Ara 2024
  • 5 dakikada okunur

16 KASIM 1992 ANKARA

 

 

Doğumları kadınlar, ölümleri erkekler başlatır.


Bir kadın katil doğurabilir, bir adam katil yaratabilir, bir çocuk katil olabilir.


Takvim yaprakları 15 Kasım’dan 16 Kasım’a yırtıldı, parti başladı, doğumlar kutlandı, ölümler doğdu.


Hicret 1992.


Kasım 16. Pazartesi. Gün 321. Kalan 45.

Dikkat! Banka ve Sigorta muameleleri vergisi ödeme son günü.


Çiz üstünü.


Ali Ecevit Tarhan’ın doğum günü.


İki kez çiz üstünü.


Firuze Akın’ın doğum günü.


Bir kadın bir çocuk doğurabilir, bir adam o çocuğu büyütebilir, bir aile o çocuğu yok edebilir.


Pikabın üzerinde raks eden plağın sahibi, gözlerini yumdu ve elindeki ince şampanya kadehini kaldırdı. “Tam burası,” dedi mest olmuş bir sesle. İnce, sivri çenesi öne doğru uzadı. “Tam burası beni ikna etti. Tam bu kısımda karar verdim Firuze’nin ismine. Kızım olunca adı Firuze olacak, dedim. Oldu! Hâlâ aynı tadı alıyorum tam burayı dinlerken. İnanılmaz! Muazzam!”


İnce uzun yüzü, şarkının ona hissettirdikleriyle şekilden şekle girdi. Etrafındakiler onu izliyordu. Siyah papyonuyla bir beyefendi gibi duruyor, çevresindeki herkesi kendine hayran bırakıyordu. Kızını seven bir baba, karısına aşık bir eş, dürüst bir siyasetçi.

Atilla Akın.


Aralanan gözleri küçük kızını aradı. “Firuze,” diye seslendi nazik bir sesle. “Neredesin prensesim?”


Merdivenlerden koşarak iniyordu Firuze. Ona özel dikilen kabarık elbisesinin eteklerinden tutmuş, küçük hediyesini sıkıca kavramış, koşturuyordu merdivenlerden. Babasını duydu ama babasına koşmadı. “Anne!” dedi mutfağa doğru. “Anne pastam geldi mi?”

Üzerinde saten askılı yeşil elbise, kıvrımlı bedenini sarmış, yeşil gözleriyle müthiş bir ahenk yakalamışken kadın kapıya doğru döndü siyah topuklu ayakkabılarının üzerinde. “Firuze koşma!” dedi daha kızını görmeden. Biliyordu, koşturarak geliyordu. Birkaç adım yürüdü ve kızını gördüğü gibi eğildi. Kısa bir çarpışma yaşadılar, genç kadın kızını sıkıca tuttu.


Aylin Akın.


“Düşecektin Firuze,” dedi sitemle ama çok geçmedi kızının ellerinden yakaladı ve onu bir tur döndürdü. Terziye tam üç kez diktirdiği bu elbise şimdi tam da içine sindiği gibiydi. “Çok güzel olmuşsun…” dedi hayranlıkla. Kendisinden aldığını bildiği göz rengi kızında çok daha koyu ve göze çarpıyordu.


“Pastam geldi mi?” dedi küçük kız.

“Geldi anneciğim. Tezgâhın üzerinde.”

Firuze boyunun yettiğince yükseldi ve pastaya baktı. Belki tamamını göremedi ama pastanın çikolatalı olduğuna artık emindi. “Anne!” dedi hayal kırıklığıyla. “Anne pastam meyveli olacaktı!” neredeyse ağlayacaktı. Dudakları titredi, gözleri saniyelere meydan okudu ve sulandı.


“Güzelim sen meyveli pasta sevmezsin ki.”

“Anne Ecevit meyveli pasta severdi. Anne… Anne ben size söyledi…”

“Sakın Firuze! Doğum gününde ağlayacak mısın?” kızının ıslanmış kirpiklerini sildi. “Bugün senin doğum günün. Tabi ki senin sevdiğin gibi çikolatalı yaptırdık pastayı.”

“Bugün Ecevit’in de doğum günü ama!”

Aylin Akın kızının şımarıklık yaptığını düşündü, hatta belki de ilk kez. “Ama bu senin doğum günü pastan Firuze. Sen çikolatalıdan başka yemezsin. Biliyorum ben. Çok istersen, elbette ki Ecevit’e de meyveli pasta alırız.”


Firuze huysuzca kıpırdandı ellerinin arasında. “Hayır, geçen sene de aynı şeyi söyledin ama yapmadın!” dedi. Aylin Akın düşündü, böyle bir söz vermiş miydi? Belki. Yapmalı mıydı? Evet ama unutmuştu. Bu insanlık hali değil de neydi? “Tamam söz ben hemen söyleyeceğim bir meyveli pasta alsınlar. Onu da Ecevit’e üfletiriz olur mu?”


“Söz mü?”


Kızının hassas kalbiyle yere biraz daha çöktü Aylin Akın. Hayır kızı şımarıklık yapmıyordu. Kızı, arkadaşı için fazlasıyla hassas düşünüyordu sadece. Sözünü tutacaktı.


“Söz bebeğim. Şimdi lütfen gülümse. Bugün senin doğum günün! Bugün dünyanın en önemli günü. Hadi baban sana seslendi, yanına gidelim. Misafirlerimiz…”


“Sen git anne, ben hemen geleceğim.”

“Hadi Firuze, lütfen kızı…”


Firuze annesinin avuçları arasından kaçtı ve mutfağın cam kapısına doğru koştu. Bugün tam yedi yaşına basıyordu. Yedi tane seneydi ki varlardı. Hatta Ecevit daha fazla. O ve Ecevit. Bugün ikisi de doğmuştu. Bugün dünyanın en önemli günüydü. Koşarak çıktığı mutfağın arkasından annesi seslendi.


“Çabucak geliyorsun. Seni bekliyoruz.”

Firuze ezbere bildiği yere doğru koşuyordu. Elbisesini değil, hediyesini tutuyordu sadece. Onların bahçesinde olan küçük bir evleri vardı Ecevitlerin. Babası evin her işiyle uğraşırdı, Ecevit ise… Firuze’nin bu hayatta en çok sevdiği arkadaşı… Firuze ve Ecevit. Birbirlerinin tek oyun arkadaşları. Müştemilatın kapısına varmadan ayakkabılarını giyen Ecevit’i gördü. “Ecevit!” diye seslendi.

Yeni yeni öğrenmeye başlamıştı bağcıklarını bağlamayı ama heyecanlanınca yapamıyordu küçük çocuk. Firuze’yi gördü, heyecanlandı ve bağlamadan ikişer ikişer indi. Üzerinde Firuze’nin abisine ait küçülmüş beyaz bir gömlek vardı. Ecevit’in en yeni elbisesiydi. Bugün doğum günleriydi ama bu güzel gömleği kesinlikle Firuze’nin doğum günü olduğu için giymişti.


Jölesi yoktu, merdivenleri hızla inerken özenle taradığı saçları düştü ama umursamadı. Firuze’yle birbirlerine kavuştukları yerde kucaklaştılar. Büyükler gibi. Sarıldılar, doğum günlerini kutladılar. “Biliyor musun,” dedi Firuze. “Annem sana meyveli pasta almış,” dedi. Ecevit’in mutlulukla parlayan gözleri çok sürmeden üstü kapatılmış bir ateş gibi söndü.

Firuze bazen ona küçük yalanlar söylerdi. Bu da onlardan biriydi sanırsa. Çünkü geçen sene de tam bugün ona aynı şeyi söylemişti. Gece uykuya dalana kadar, sessizce meyveli pastasını beklemişti ama getiren olmamıştı. O hayal kırıklığını çocuk kalbi taze tutmamış ama solmuş haliyle barındırmıştı içinde. Ecevit yine de az da olsa heyecanlandı ama bir şey demedi.


“Seninki çikolatalı mı?”


“Babam öyle yaptırmış, unutmuş. Yoksa ben meyveli istemiştim.”


“Yalancı! Sen çikolatalı pasta seversin.”


“Hayır! Meyveli seviyorum artık.”


“O nedenmiş?”


“Çünkü sen meyveli seviyorsun! O, nedenmiş.”


Çocuklar kendi aralarında kıkır kıkır gülüştüler. Ecevit yine uzun uzun bu dünya üzerinde en çok sevdiği insana baktı. Evet. Bazı geceler uyumadan önce soruyordu kendine, Firuze’yi babasından çok sevdiğini düşünüyordu. Bu korkunçtu. Annesi ölmese bence bu dünyada en çok sevdiği kişi annesi olurdu, ikinciyse Firuze ama annesi ölmüştü. Babasını çok seviyordu ama işte bazı geceler… Firuze’yi daha çok sevdiğini düşünüyordu. Sonra kız kardeşi. Melike. Evet ondan da çok seviyordu. Hem o daha bir yıldır vardı, Firuze çok yıldır.


Firuze onun tek oyun arkadaşıydı.

“Bak,” dedi ve kotunun cebinden çıkardı.

“Sana ne aldım.”


Ah! Firuze’den önce davranmıştı. Firuze; Ecevit’in cebinden çıkan, siyah ipin ucunda sallanan, bir kutup yıldızının orta yerinde sabitlenmiş adını taşıyan taşa baktı. Bir yıldızın orta yerinde parlayan firuze taşı… Firuze’nin gözleri kocaman açıldı. Ona getirilen onlarca pahalı hediyenin yapamadığını yaptı bu küçük taş. Kalbini hızlandırdı, aklını kaçıracağı kadar sevindi.


Hızla kolyeyi aldı, neler neler söyleyecekti… Ne iltifatlar edecek, nasıl teşekkür edecekti… Bu hayatında aldığı en güzel hediyeydi ama izin verilmedi. Bağırışlar duydu çocuklar. Çocukları korkutacak bağırışlar. Firuze “Abi!” diye bağırıp koşmasa Ecevit koşmazdı, hemen eve götürürdü Firuze’yi zarar görmesin diye ama yine de elinde tutmayı başardı.

El ele bağırışlara koştular, büyük bahçedeki denizin dibinde ağabeyiyle yan komşunun oğlu adeta boğuşuyordu. Engel olacak hiçbir şey yapamadılar. Ağabeyi Bülent gözü dönmüş bir halde avucunun içine aldığı yaşıtını yerden yere vuruyordu. Kapı komşuları Cumhuriyet savcısının tek oğlu, azılı düşmanının elinde ölüme sürükleniyordu. Doğruldu ama dik duramadı, Bülent son darbesini vurdu. Başını önce mermere geçirdi ardından havuza doğru itti. On sekiz yaşındaki iki genç, kendilerine göre davalarını savundular. Sol sağı vurdu, sağ sola saldırdı. Ölen ideoloji değil on sekiz yaşında bir genç oldu.


16 Kasım 1992.


17 Kasım 1992, gazetelerin manşetleri donatıldı.


Ünlü siyasetçi Atilla Akın’ın evinde kan donduran cinayet!


Atılan çığlıklara gelen parti kalabalığı, feryatlar, figanlar, ağıtlar, kanla dolmuş havuz.


Ulusal Mutabakat Partisi Grup Başkan Vekili Atilla Akın’ın yedinci yaşına giren kızı için evinde düzenlediği büyük parti kan gölüne döndü. Partiye gelen misafirlerden savcı M.T’nin oğlu olay yerinde can verdi.


Bülent Akın, korkuyla olay yerine ilk gelen annesine koştu ve sinesine sığında. Baş parmağı bir pusula oldu ama yanlışı gösterdi.


Çiz üstünü.


Masumu gösterdi.


Bir daha çiz üstünü.


Ali Ecevit Tarhan’ı gösterdi.


Cinayet zanlısının ise Atilla Akın’ın evinde çalışan hizmetlinin oğlu Ali Ecevit Tarhan olduğu öne sürüldü. O anlara şahit olan Bülent Akın ve Firuze Akın, cinayetin evdeki çalışanın oğlu tarafından işlendiğini doğruladı…


Suçlar ve Cezalar.

Cezaları yalnızca suçlular mı çeker?

Suçlananlar ve cezalandırılanlar.

Tik tak.

Çocuklar ve yetişkinler.

Suçlular sadece yetişkinlerden mi çıkar?

Tik tak.

İyi polis kötü polis!

Çiz üstünü.

İyi çocuk kötü çocuk.

Çiz üstünü.

Suçlu çocuk masum çocuk.

 

8 Comments


Mukaddes Keleş
Mukaddes Keleş
Jan 31

Müthiş bir kitap bizi bekliyor heyecanlandım😍

Like

kitapdelisi121
Dec 21, 2024

Kurgu inanılmaz müthiş duruyor heyecanla bekliyorum devamını

Like

Sare Konyalı
Sare Konyalı
Dec 21, 2024

Müthiş bir evren bizi bekliyor bayilanzi geberenzi yerden yere yuvarlananzi

Like

elifmkaslan43
Dec 21, 2024

wattpada giremiyoum o yüzden burdan yazacağım.

21 aralık 2024 eskişehir

Like

kafasi404
Dec 21, 2024

Oha çok iyi ve çok etkileyici ♥️

Edited
Like

© 2035 by The Book Lover. Powered and secured by Wix

  • Facebook
  • Twitter
bottom of page